İman Bir Duygu Değildir

Kendime buz gibi bir bardak limonata hazırladım, kalemimi açtım ve Kutsal Kitabımı çıkardım. Ödevime başlamak için çok hevesliydim. Kutsal Kitap yaz okulundaki öğretmenim o sabah bize bir ödev vermişti: “Romalılar kitabında iman hakkında söylenen her şeyi rapor edip sınıfa getirin.” O zaman kulağa çok kolay gelen bu ödevin çok zamanımı almayacağına karar vermiştim.

Ama daha sonra çok şaşırdım. Kısa bir süre içinde iman sözcüğünün Romalılar kitabında düşündüğümden çok daha fazla geçtiğini ve ödevimi bitirmemin de daha uzun zaman gerektireceğini anladım.

İmanı Tanımlamak

Romalılar’ın iman hakkında ne anlattığını görmek için okumaya başladığımda kendimi şu soruyu sorarken buldum: İman büyük olasılıkla hayatımdaki en önemli şey, ama imanı nasıl tanımlayabilirim? İman nedir?

O zaman sekiz yıl öncesini, Campus Crusade for Christ adklı Hırisitiyan organizasyona katıldığım günleri hatırladım. O günlerde iman ile yürümenin ne demek olduğunu anlamıyordum. Artık anlayışımda belirli bir noktaya geldiğimi düşünüyordum. Ancak iman hakkında öğrendiğim her şeye rağmen imanı hala tanımlayamadığımı farkettim.

Kutsal Kitap’ta iman sözcüğünün yüzlerce kez geçtiğini biliyordum. Örneğin “Doğru kişi imanla yaşayacaktır”[1] ve “Bize dünyaya karşı zafer kazandıran imanımızdır”[2]. Ancak bu sözcüğü basit bir şekilde kişiselleştirerek tanımlayamamak beni çok şaşırtmıştı; şu cümleyi bir türlü tamamlayamıyordum: “Benim için iman ___________________.”

“Rab, imanı Sen nasıl tanımlarsın?” diye dua ettim.

İsa’nın birisine anlattığı bir öykü aklıma geldi: “İsrail’de bile böyle büyük bir iman görmedim.” İsa’nın “büyük iman” olarak adlandırdığı şey neydi?

Hızla Luka 7’de ölmek üzere olan sadık ve güvenilir bir uşağı İsa’nın iyileştireceğine inanmak isteyen yüzbaşının öyküsünün anlatıldığı bölüme baktım. Yüzbaşı İsa’ya “yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir” dedi[3]. Böylece yüzbaşı İsa’nın sözüne inanmak ve O’na itaat etmenin ne demek olduğunu anlamak hakkında çok kişisel bir örnek vermiş oldu.

İsa yüzbaşıya yanıt verirken kalabalığa döndü ve onlara “Size şunu söyleyeyim, İsrail’de bile böyle iman görmedim” dedi[4]. İsa’nın söylediğine bakılırsa büyük iman, İsa’nın söylediğine aynen, olduğu gibi inanmak anlamına geliyor. Acaba bu tanım Kutsal Yazılar’ın başka yerlerinde de bulunabilir mi? İbraniler 11 genellikle “iman eden ünlüler” olarak adlandırıldığı için ben de oraya baktım.

Tanrı’nın Sözü’nü Olduğu Gibi Kabul Etmek

“İmanla” ifadesinin birçok kez kullanıldığı bu metni defalarca okumanın ardından burada adı geçen tüm insanların bir ortak noktalarının olduğunu farkettim: İbraniler kitabının yazarı kimin hakkında konuşuyor olursa olsun, her biri Tanrı’nın Sözü’nü basitçe kabul etmiş ve O’nun buyruğuna uymuştu. Ve imanları nedeniyle hatırlandılar.

Örneğin Tanrı büyük bir tufan getireceği için Nuh’a bir gemi yapmasını söyledi. Nuh Tanrı’nın söylediğine inandı ve gemiyi inşa etti.[5]

Tanrı İbrahim’e mirası olarak alacağı yeni bir ülkeye gitmesini söyledi. İbrahim Tanrı’nın bu sözüne inandı ve kendi topraklarını bırakıp yeni ülkeye gitti.[6]

Tanrı çocuk doğurma yaşını çoktan geçmiş olan Sara’ya bir oğula gebe kalacağını söyledi. Kutsal Yazılar der ki “Sara vaat edeni güvenilir saydı.”[7] Tanrı’nın kendisine söylediği şeye inandı.

İbraniler 11’de sözü edilen her bir kişi içinde bulunduğu koşullar ne olursa olsun, mantık ve akıl tartışmalarına girmeden, ve kendi hislerini işin içine katmadan Tanrı’ya inandı ve O’na itaat etmeyi seçti.

Ben de merak etmeye başladım, eğer Luka 7 ve İbraniler 11 büyük bir imanın örneklerini veriyorsa, acaba imansızlığın örneğini veren bir Kutsal Kitap metni var mıdır?

O zaman Markos 4’te İsa’nın Celile kıyılarında bir gün boyunca vaaz edip öğretmenin ardından vaaz ve öğretmeye ara vermesi aklıma geldi. Öğrencilerine denizin karşı kıyısına geçmelerini buyurdu. İlk başta İsa’nın söylediğine itaat edip O’nunla birlikte tekneye bindiler ve karşı kıyıya doğru yol almaya başladılar. Ancak bir fırtına koptuğu zaman korkuya kapılıp karşı kıyıya varacaklarından şüphe duymaya başladılar. İsa onlara “Neden korkuyorsunuz, hala imanınız yok mu?”[8] diye sorduğu zaman aslında onlara kolayca “Neden korkuyorsunuz, neden benim sözüme inanmıyorsunu?” diyebilirdi.

Markos 5. bölümün ilk ayetini hep çok sevmişimdir: “Gölün karşı yakasına vardılar.”

Bu üç metni çalışmamın ardından imanın çok basit ve anlaşılır bir tanımı yapmayı başardım: İman, Tanrı’nın sözüne inanmaktır. Tüm Romalılar kitabındaki iman ayetleri hakkında bir rapor hazırlayıp hazırlayamayacağımdan emin olmasam da artık Tanrı ile yürüyüşümde bana çok faydası olacak, çok önemli bir şey öğrendiğimi anlamıştım.

Tanrı Kendi Sözü Hakkında Ne Söyler?

Yine de yanıtlanmamış bir sorum vardı: Eğer iman Tanrı’nın sözüne inanmaksa, Tanrı kendi sözü hakkında ne söyler? Bu sorunun yanıtını Kutsal Kitap’ın içerisinde buldum:

“Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.”[9]

“Rab’bin Sözü sonsuza dek kalır.”[10]

“Ot kurur, çiçek solar. Ama Tanrımız’ın sözü sonsuza dek durur”[11]

Bu ayetler bana yaşamdaki her şeyin değişebileceğini, ama Tanrı’nın Sözü’nün sabit kaldığını anlatıyordu. O’nun gerçeği hiçbir zaman değişmez. Tanrı’nın vaatlerine imanın yaşamımın geri kalanında beni nasıl etkileyeceğini yavaş yavaş anlamaya başlamıştım.

Örneğin ben her şeyi çok derinden hissederim. Bazen o kadar mutluyumdur ki bir daha hiç üzüntü duymacağımı düşünürüm. Başka zamanlar ise o kadar üzgünümdür ki bir daha hiç mutlu olamayacağımı düşünürüm… ya da bazen neredeyse hiçbir şey hissetmem.

Ancak benim duygularım ne kadar güçlü ve iniş çıkışlı da olsa Tanrı’nın Sözü:

  • hissettiğim her şeyden daha doğrudur
  • tecrübe ettiğim her şeyden daha doğrudur
  • karşı karşıya kalabileceğim herhangi bir durumdan daha doğrudur
  • dünyadaki her şeyden daha doğrudur

Neden? Çünkü gökteki ve yerdeki her şey geçip gidecek, ama Tanrı’nın Sözü sabit kalacak. Bu da nasıl hissedersem hissedeyim ya da ne tecrübe edersem edeyim Tanrı’nın Sözü’nün yaşamımdaki tek değişmeyen gerçek olduğuna güvenebileceğim anlamına gelir.

O yaz akşamına ve ödevime geri dönüp düşündüğüm zaman o günün benim yaşamımda bir dönüm noktası olduğunu anlıyorum. Içinde bulunduğum koşullar ya da hislerim o günden beri sayısız kez yaşamdan daha ciddi ve gerçek göründüğünde Tanrı’nın Sözü’nün her şeyden daha doğru olduğuna inanmayı seçtim. İmanla yürümeyi tercih ettim.

Bazen bu seçim oldukça zor oldu.

Peki ya duygular?

O yaz akşamından sonra Tanrı’nın sevgisini hissetmediğim anlar oldu. Bu duygular üzerinde durmayı seçebilir, bunların beni kendime acır bir hale getirmesine izin verebilir ya da şöyle diyebilirim: “Rab, şu anda sevildiğimi hissetmiyorum. Doğruyu söylüyorum. Şu anda bu noktadayım. Ama Rab, senin Sözün beni sevdiğini söylüyor. Sen beni sonsuz bir sevgiyle sevdiğini söylüyorsun. [12] Beni sevmeyi asla bırakmazsın. Başka her şey yıkıldığı zaman geride kalan tek şey senin bana olan sevgindir.[13] Bu nedenle Rab, senin tarafından sevildiğim için sana teşekkür ederim.[14] So, Lord, I thank You that I am loved by You.14 Senin Sözün benim duygularımdan daha doğrudur.”

Duygularıma böyle yanıt vermenin hem Tanrı’yla duygularım konusunda dürüst olabilmem için hem de duygularım Tanrı’nın vaatleri ile çeliştiğinde Tanrı’nın Sözü’ne inanmayı seçmem içim bana özgürlük verdiğini farkettim.

Başka zamanlarda korku içinde, yalnız ya da bunalmış hissettiğim günler oldu. Yüreğim yaşamın getirdiği koşullar yüzünden kederle yandı. Ve bu anlarda en çok Tanrı’nın Sözü’nden şüphe duymak alanında ayartılmalarla karşılaştım. Ancak bu ayartılmalara teslim olmak yerine irademle Tanrı’nın Sözü’ne inanmayı seçtim. Dualarım binlerce defa şöyle başladı: “Rab, ben …. Hissediyorum, ama senin Sözün diyor ki…”

Ve Tanrı’nın kendi zamanlamasıyla, kendi bildiği şekilde benim duygularımı kendi Sözü’yle aynı çizgiye getirdiğini gördüm.

Bizler Duygusal Varlıklar Olarak Yaratıldık

Hissetiklerim hakkında kendimi suçlama tehlikesiyle karşı karşıya kaldığımda Tanrı’nın bizleri kendi suretinde yarattığı ve bu suretin bir kısmının da duygusal varlıklar olmamız olduğunu hatırlarım. Duygular yanlış değildir. Mesih’in bile duyguları vardı. Mesih “hissetmemeye” çalışmadı. Duygularını gizlemedi, bunun yerine duygularını Babası ile ilişkisinin içerisine getirdi. Dürüsttü, olduğu gibiydi ve içtendi. Kutsal Yazılar İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki gece Getsemani Bahçesi’nde “sıkıntılı” olduğunu, “derinden bir keder” hissettiğini, “üzgün” ve “ıstırap” içerisinde olduğunu anlatıyor.[15] İsa duygularını ifade etti ve tüm bu duyguların içinde Babası’na güvendi.

Bizler de duygularımız hakkında Rab’le tamamen ve sınırsız bir şekilde içten olma özgürlüğüne sahibiz. O’na neerde olduğumuzu ve yaşamımızda neler olup bittiğini dürüst bir şekilde söyleyebiliriz.

Nasıl Yanıt Vereceğiz?

Kutsal Kitap Tanrı’yı gerçekten seven kişilerin yaşamlarındaki her şeyin, bu kişileri sonunda Mesih’in benzeyişine dönüştürmek için etkili olacağını vaat eder.[16] Bazılarımız şuna benzer bir dua etmiş olabiliriz: “Rab, beni kendine daha çok benzetmen için dua ediyorum. Beni Mesih’in benzeyişine dönüştürmeni diliyorum.” Genellikle Tanrı’nın bunu yaparken, bizi Mesih’in yetkin karakterine dönüştürmek için yüreğimizde açık bir ameliyat yaparken canımızın yanmaması için bize anestezi vermesini isteriz. Dönüşüm sona ermeden uyanmak istemeyiz! Sonucu isteriz, ama acı verici süreçten kaçınmak isteriz.

Ancak Tanrı böyle çalışmaz. Rab bizim başımızdan geçenlerle ilgilenir, ancak aynı zamanda bizim başımızdan geçenlere nasıl tepki verdiğimizin de O’nun için önemli olduğuna inanıyorum. Bu tepki, bizim irademizle ilgilidir. Yaşamın sınavları, ayartmaları ve baskılarını tecrübe etmemize izin verir, bunun sonucunda O’nun Sözü’ne inanmak ile kendi duygularımız ve tecrübelerimize inanmak hakkında bir seçim şansımız olur.

Ben Tanrı’nın Sözü’ne inanma alışkanlığını öğrendim – bu benim için bir alışkanlık oldu. Sizler ve ben ya kendi duygularımızı, düşüncelerimiz ve koşullarımızı dinleyerek onların bizi kontrol etmesine izin verebilir, ya da da duygularımıza, düşüncelerimize ve yaşam tecrübelerimize rağmen Tanrı’nın Sözü’ne inanmayı öğrenebiliriz. O’nun Sözü’nün bizim duygularımızdan daha doğru olduğunu irademizle seçmemiz gerekiyor.

Ben yaşamımı tamamen Tanrı’nın Sözü’ne güvenerek sürdürmeye adadım ve Tanrı bu adanmışlığı onurlandırdı. Ancak yine de hiçbir şeyin içinden geçtiğim süreç ve duygular kadar gerçek olmadığını düşünerek bu adanmaya sırt çevirebileceğim çok zamanlar oldu – duygularımın Tanrı’nın Sözü’nün 180 derece karşısında çığlık attığı anlar… Ancak tekrar tekrar anladım ki Tanrı, Sözü’ne sadıktır.

Bu makale, Ney Bailey'nin Faith Is Not A Feeling (İman Bir Duygu Değildir) adlı kitabından alınmıştır. Copyright © 2002. Yazarın izniyle kullanılmıştır.

[1] Romalılar 1:17
[2] 1. Yuhanna 5:4
[3] Luka 7:7
[4] Luka 7:9
[5] İbraniler 11:7
[6] İbraniler 11:8
[7] İbraniler 11:11
[8] Markos 4:40
[9] Matta 24:35
[10] 1. Petrus 1:25
[11] Yeşaya 40:8
[12] Yeremya 31:3
[13] 1. Korintliler 13
[14] Elçilerin İşleri 10:34
[15] Matta 26:37-38; Markos 14:33; Luka 22:44
[16] Romalılar 8:28-29